<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>darbeden önce diyorum.com</title>
	<atom:link href="http://eski.diyorum.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://eski.diyorum.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<pubDate>Mon, 14 Apr 2008 20:23:53 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>WTF ne demek?</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/wtf-ne-demek/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/wtf-ne-demek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Apr 2008 20:23:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/wtf-ne-demek/</guid>
		<description><![CDATA[Yabancı sitelerde çoğunlukla görmüşsünüzdür. Artık Türk internet diline de yavaş yavaş giren bir kelime oldu WTF !
What The Fuck! Cümlesinin kısaltması olan WTF genelde &#8220;-aboov be ne laa?!&#8221; gibi tepkimeler sonucunda verilen yazı efektidir.
&#8220;-Hassittir bu ne lan!&#8221; dediğimiz anlarda WTF olarak kısaltma yapmak olası hale geldi. Bu durumu daha iyi pekiştirmek için WTF diyebileceğiniz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yabancı sitelerde çoğunlukla görmüşsünüzdür. Artık Türk internet diline de yavaş yavaş giren bir kelime oldu <strong>WTF</strong> !</p>
<p>What The Fuck! Cümlesinin kısaltması olan WTF genelde &#8220;-aboov be ne laa?!&#8221; gibi tepkimeler sonucunda verilen yazı efektidir.</p>
<p>&#8220;-Hassittir bu ne lan!&#8221; dediğimiz anlarda WTF olarak kısaltma yapmak olası hale geldi. Bu durumu daha iyi pekiştirmek için WTF diyebileceğiniz bir haber sunmak istiyorum sizlere;</p>
<p>Hindistan&#8217;da dünyaya gelen bu bebek en iyi WTF örneği olarak ele alınabilir.</p>
<p><img src="http://www.diyorum.com/wp-content/uploads/2008/04/2facedbaby.jpg" alt="two face" /></p>
<p>Yine Hindistan&#8217;da neler oluyor diyebileceğiniz bir fotoğraf daha sunmak istiyorum sizlere. Bu kız o kadar ufakki 1litrelik pet şişesi boyutunda. Ayrıca elimde kaybolan nokia 5300 ise onun suratından büyük.</p>
<p><img src="http://www.diyorum.com/wp-content/uploads/2008/04/little4.jpg" alt="little" /></p>
<p>Okulda onun için özel sıra yapmışlar;</p>
<p><img src="http://www.diyorum.com/wp-content/uploads/2008/04/little2.jpg" alt="little" /></p>
<p><img src="http://www.diyorum.com/wp-content/uploads/2008/04/little5.jpg" alt="little" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/wtf-ne-demek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Teknoloji harikası bir cep telefonu</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/teknoloji-harikasi-bir-cep-telefonu/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/teknoloji-harikasi-bir-cep-telefonu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 12:53:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/teknoloji-harikasi-bir-cep-telefonu/</guid>
		<description><![CDATA[
Teknoloji geliştikçe cep telefonlarında inanılmaz özellikler ekleniyor. Hem boyut küçülüyor hem de bir sürü özellik ekleniyor ben bunu anlamadım  
Neyse efendim teknoloji çılgınlığına bir ara verip, yeni özellikler eklemektense bence bir sürü kişinin büyük derecede &#8220;-evet lan!&#8221; diyebileceği bir proje var aklımda. Yürürken mesaj yazmak aslında biraz tehlikeli bunu biliyoruz. Burası Türkiye maazallah bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://www.diyorum.com/wp-content/uploads/2008/04/nokia.jpg" alt="nokia 5300" /></p>
<p>Teknoloji geliştikçe cep telefonlarında inanılmaz özellikler ekleniyor. Hem boyut küçülüyor hem de bir sürü özellik ekleniyor ben bunu anlamadım <img src='http://eski.diyorum.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Neyse efendim teknoloji çılgınlığına bir ara verip, yeni özellikler eklemektense bence bir sürü kişinin büyük derecede &#8220;-evet lan!&#8221; diyebileceği bir proje var aklımda. Yürürken mesaj yazmak aslında biraz tehlikeli bunu biliyoruz. Burası Türkiye maazallah bir çukur, kaldırımın ortasında kocaman bir direk çıkar karşımıza ve biz o sırada cep telefonumuzun ekranına yoğunlaşmışken &#8220;güüüm!!!&#8221; İşte ben sizi bu gibi aptal durumlardan kurtaracağım.</p>
<p>Kendi başımıza gelmese de yolda yürürken mesaj yazan insanları gördüğümüzde &#8220;-önüne bak öküz! çarpacaksın bir yere!&#8221; diye içten içe laf göndermiyor değiliz. Ve bu sabah uyandığımda dedim ki kendime;</p>
<p>&#8220;-Yahu fosil; senin telefonunun kamerası var, peki mesaj yazarken altta bir kutucuk olsa ve kameranın görüntüsü orda olsa, sen de yürürken mesaj yazman gerektiğinde artık yolunu görsen, nasıl olur?&#8221;</p>
<p>&#8220;-Süper bir fikir!&#8221; dedim sonra kendime;</p>
<p>Ve projem, daha da iyi anlatabilmek için naçizane bir görsel de hazırladım. Umarım böyle bir özellik eklerler cep telefonlarına ve bizler de yürürken artık rahat rahat mesajımızı yazalım ve bastığımız yerleri görelim, sakata gelmeyelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/teknoloji-harikasi-bir-cep-telefonu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ne Yelmiş Ama!</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/ne-yelmis-ama/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/ne-yelmis-ama/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 11:07:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/ne-yelmis-ama/</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır Türk dizilerini seyrederim, hatta doğduğumdan beri diyelim şuna. Dün Kavak Yelleri&#8216;ni izledim bizim Deniz oğlana demir girmiş, hem de tam karnına &#8220;-aha!&#8221; dedim dizi bitti buraya kadarmış. Filmde 3-4 saat o o demirle kaldı. En sonunda Aslı geldi; nabzı, kalbi atmamış buldu onu, sonra işte demiri mi çıkardı orayı RTÜK kapattı, her ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır Türk dizilerini seyrederim, hatta doğduğumdan beri diyelim şuna. Dün <strong>Kavak Yelleri</strong>&#8216;ni izledim bizim Deniz oğlana demir girmiş, hem de tam karnına &#8220;-aha!&#8221; dedim dizi bitti buraya kadarmış. Filmde 3-4 saat o o demirle kaldı. En sonunda Aslı geldi; nabzı, kalbi atmamış buldu onu, sonra işte demiri mi çıkardı orayı <strong>RTÜK</strong> kapattı, her ne yaptıysa Deniz oğlanı kurtardı. Maşallah diyorum burdan Aslı&#8217;ya, doktorlukta yeni ama ne becerileri var. Tamam kurtuldu ona bir lafımız yok da ulan 3 dakika sonra nasıl ayağa kalkar Genco&#8217;yu da geçti maşallah. Tamam kalktı ona da bişe demiyorum, ulan hemen gidip Aslı&#8217;ya yavşamanın ne alemi var yok efendim bana &#8220;-sevgilim&#8221; dedin hayal meyal hatırlıyorum. Ulan kız sana abazalığından dememiş yaşa diye moral veriyo sana, sen a.q sırf Aslı belki bana verir diye hayata dört elle sarılıyosun. Bu arada dizinin Facebook&#8217;ta baya bir dalgasını geçiyolar. Misal: Aslı Deniz&#8217;e vermeden <strong>Kavak Yelleri Bitmez!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/ne-yelmis-ama/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ULEMAYA MI SORMALI?</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/ulemaya-mi-sormali/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/ulemaya-mi-sormali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Apr 2008 10:44:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/ulemaya-mi-sormali/</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzden 2500 yıl önce yaşamış Devlet adlı ünlü yapıtın yazarı Eski Yunan’lı filozof Platon siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen kaçınılmaz sonun cahiller tarafından yönetilmek olduğunu belirtmekteydi.
Platon yüzyıllar hatta binlerce yıl öncesi yönetim biçimine ilişkin arayışlarında idealist bir yönetim biçimi ortaya koymak istemiş ancak kendine özgü eşitlikçi toplum kurma düşü yani adına sofokrasi denilen ahlâki reformculuğu bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzden 2500 yıl önce yaşamış Devlet adlı ünlü yapıtın yazarı Eski Yunan’lı filozof Platon siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen kaçınılmaz sonun cahiller tarafından yönetilmek olduğunu belirtmekteydi.</p>
<p>Platon yüzyıllar hatta binlerce yıl öncesi yönetim biçimine ilişkin arayışlarında idealist bir yönetim biçimi ortaya koymak istemiş ancak kendine özgü eşitlikçi toplum kurma düşü yani adına sofokrasi denilen ahlâki reformculuğu bir işe yaramayıp yozlaşarak timokrasiye yani zenginlerin diktatoryasına dönüşüvermiştir.</p>
<p>Ne binlerce yıl öncesi özdeşleştiği Atina’sında ne de günümüzde demokrasi hiçbir biçimde insanlığın aradığı eşitlikçi, özgürlükçü ve adil bir yönetim şekli olmayı başaramamıştır.</p>
<p>Eski Yunan ve Roma tüm uygarlık meziyetlerine rağmen mimari özenle görkemli tapınaklar yanında arenalar da inşa ederek vatandaş gördüklerine ikinci sınıf insan bile saymaktan imtina gösterdiği için ötekilerini ölesiye dövüştürerek hedonist duygulara feda etmekten çekinmemiştir.</p>
<p>Çağdaş hukuk sistemine temel teşkil eden Roma İmparatorluğu ilginçtir ki tarihteki ilk köle ayaklanmasına tanıklık etmiştir.</p>
<p>Günümüze egemen olan iletişim şekli dünün filozofik yaklaşımlarına bile rahmet okutacak düzeydedir.</p>
<p>Küreselleşen dünyada çözülen toplum yapıları, kültürel yaşamdaki yozlaşma, insan ilişkilerinde ulaşılan aşama iç açıcı tablo sergilemekten çok uzaktır. Tüketim anlayışları insanları daha saldırgan bireyler haline dönüştürmüş, yurttaşlık kavramının yerine para ve mülkiyet ilişkilerinin değişimi ile sistemin dayattığı meta kavramı ön plana geçmiştir.</p>
<p>İnsanların sahip olduğu parasal değerler arasına giren bilgi sınıfsal ayrımları belirleyici bir değer olarak artık metalaşmıştır.</p>
<p>Aydınlanmacı düşünürlerin de belirttikleri gibi bilgiye sahip olmanın yolu aynı zamanda egemen olmaktan geçiyor. Çünkü günümüzde bilgiye biçilen rol sınıfsal ilişkilerin gölgesinde piyasalaşmaktan öte iktidar olmak anlamına geliyor.</p>
<p>Her sınıflı toplum bilgiyi (gücü) kullanmaya cevaz veren kendi seçkinlerini yaratıyor.</p>
<p>Son günlerde şaşırtıcı olan Türkiye’de gelişen olaylarla gerilen siyaset arenasında tartışmaların odağında bu alanda politika dışı bir ismin gündeme gelmesidir.</p>
<p>Siyasetteki yozlaşma ve boşluk sebebiyle bir TV programında sarf ettiği sözler yüzünden kabak Aysun Kayacı adlı mankenin başına patlamıştır. Katli vacip bir aktör haline dönüşen Kayacı oysa bir figür olarak ne savunduğu sınıfı ne tam aksini mi temsil etmektedir?</p>
<p>Gerçek ne yazık ki sadece kendi ulema sınıfını oluşturmakla meşgul olanların yaralarına basılmasından ibarettir.</p>
<p>Tamer UYSAL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/ulemaya-mi-sormali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Arabalar</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/arabalar/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/arabalar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Apr 2008 12:07:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/arabalar/</guid>
		<description><![CDATA[Çocukluklarında çiklet içinden çıkan araba resimlerini biriktiren çocuklar büyüdüler, meraklarını internete taşıdılar. Küçükken sokaktan tek tük de olsa geçen arabalar bakıp &#8220;Vayyy be&#8230;&#8221; denirdi. Şimdilerde internetteki yerli ve yabancı otomobil  siteleri takip ediliyor, resimler biriktiriliyor. Araçların özelliklerine bakılıyor, otomobil meraklıları ile paylaşılıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluklarında çiklet içinden çıkan <a href="http://www.arabalari.net/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)">araba</a> resimlerini biriktiren çocuklar büyüdüler, meraklarını internete taşıdılar. Küçükken sokaktan tek tük de olsa geçen <a href="http://www.arabalari.net/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)">arabalar </a>bakıp &#8220;Vayyy be&#8230;&#8221; denirdi. Şimdilerde internetteki yerli ve yabancı <a href="http://www.arabalari.net/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)">otomobil</a>  siteleri takip ediliyor, resimler biriktiriliyor. Araçların özelliklerine bakılıyor, otomobil meraklıları ile paylaşılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/arabalar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GARİPLİKLER ÜLKESİ</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/gariplikler-ulkesi/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/gariplikler-ulkesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 15:57:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/gariplikler-ulkesi/</guid>
		<description><![CDATA[ Cihân ârâ cihân içindedir ârâyıbilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
HAYÂLÎ
Türkiye, gariplikler ülkesi. Bir yanda milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşama savaşı verirken bir yanda emekçilerin hakları kolayca gaspedilmektedir. Öte yanda açlık ve sefalet içinde yaşayan insanların haklı mücadelesi yer bulmazken gazete ve TV’lerde paranın su gibi aktığı şölenler ballandıra ballandıra ekranlara geliyor.
Türkiye yıllarca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Cihân ârâ cihân içindedir ârâyıbilmezler<br />
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler<br />
HAYÂLÎ<br />
Türkiye, gariplikler ülkesi. Bir yanda milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşama savaşı verirken bir yanda emekçilerin hakları kolayca gaspedilmektedir. Öte yanda açlık ve sefalet içinde yaşayan insanların haklı mücadelesi yer bulmazken gazete ve TV’lerde paranın su gibi aktığı şölenler ballandıra ballandıra ekranlara geliyor.<br />
Türkiye yıllarca politikacıların hamasi nutuklarıyla oyalanıp durdu, sorunlara çözüm üretilemedi. Fakat ülkenin değerleri teker teker elden çıktı. Aslında yine “Biz Batının ahlakını aldık, bilimini ve fennini değil&#8221; diyerek halkın kafasını bulandıran Başbakanın sözlerinin bazılarında tam aksi zuhur etmiştir.<br />
Geçenlerde ülkemizde yarışmanın birine davet edilen ne idüğü belirsiz Paris Hilton adlı kişiliğe işadamlarından birinin Yeşilçam filmlerindeki gibi bir araba dolusu gül yollaması bana Gorki’nin “Ana” adlı ünlü romanında bahsi geçen haberi hatırlattı. Romanda bir Moskova gazetesinde manşetten yayınlanan haberde işçiler arasında kendilerini polise gammazlayan grev kırıcı bir patronun metresine altından vazo armağan edişinin yazdığı konuşuluyordu.<br />
Ülkemizde işadamları devletin tanıdığı yasal olanaklarla sırtından alın teri dökmeden köşeyi dönerken işçiler ve memurlar “Vatan Millet Sakarya” edebiyatıyla sömürülüp durdu. Sahip oldukları gazete ve televizyonlar ise en ufak bir hak talebinde onları yerden yere vurdu. Yeri geldiğinde şuraya buraya sürülen bu insanların aynı ülkedeki vatandaş oldukları unutuldu. Turgut Özal benim memurum işini bilir derken maaşları da sosyal hakları da günbegün eridi. İşini bilenler gelinen süreçte onun çok sevdiği zenginlerden mi oldular, hayır.<br />
Devletin memurları açısından Aziz Nesin’in deyişiyle durum 50 yıl önce neyse 50 yıl sonra da oydu; ay sonları yine zar zor getirildi ancak değişen tek şey elde ne var ne yok nerdeyse hepsinin satışa çıkarılışıyla beraber ekmek kapıları devletin ufalanarak giderek yok edilmesiydi.<br />
Bugün ortada görünen başka gerçek ise bu süreçten sonra ülkenin başına ondan daha muhafazakâr daha liboşunun gelmesidir. Onun da işadamı bursuyla Amerikalarda okuyup villalar gemicikler alan çocukları vardır. Öbür yanda geçen süreçte büyük bir olasılıkla çocuklarının yazgıları da kendilerininki gibi olacak olan memurların işini ne kadar bildiği en azından ramazanda belediyelerin kurduğu iftariyelik çadırlarda yaşanan izdihamlardan apaçık anlaşılıyor. Benzer tablolar elbette başındakilerin gerçekte neleri sevdiği bu halk tarafından fark edilmedikçe sergilenmeye devam edecektir.<br />
Tamer UYSAL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/gariplikler-ulkesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BURSA: Meydanı bile kalmayan bu şehrin acısını kimse duymadı</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/bursa-meydani-bile-kalmayan-bu-sehrin-acisini-kimse-duymadi/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/bursa-meydani-bile-kalmayan-bu-sehrin-acisini-kimse-duymadi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 11:27:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/bursa-meydani-bile-kalmayan-bu-sehrin-acisini-kimse-duymadi/</guid>
		<description><![CDATA[“Hükümdar bir köylüden, haksız yere bir yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını zorla elinden alırlar” SADİ
Hatırlanacağı gibi Washington Times gazetesi yazarı Frank J. Gaffney Başbakan için ülkeyi “İslamofaşist yapma peşinde” diye yazmıştı. İktidar en kısa zamanda devleti ele geçirme hesaplarıyla her şeyi mubah sayabilmekte hukuk, ekonomi, halk, ahlak, insana saygı, devlet sorumluluğu, yönetimde ciddiyet, şeref, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Hükümdar bir köylüden, haksız yere bir yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını zorla elinden alırlar”</strong> SADİ</p>
<p>Hatırlanacağı gibi Washington Times gazetesi yazarı Frank J. Gaffney Başbakan için ülkeyi “İslamofaşist yapma peşinde” diye yazmıştı. İktidar en kısa zamanda devleti ele geçirme hesaplarıyla her şeyi mubah sayabilmekte hukuk, ekonomi, halk, ahlak, insana saygı, devlet sorumluluğu, yönetimde ciddiyet, şeref, onur gibi kavramları adeta unutup dini açıkça politik gündemin en üst seviyesine taşımakta ve bu konuda hiçbir kaygıyı taşımaz görünmektedir.</p>
<p>Uygarlık tarihi açısından özgür düşüncenin gelişmesi bir dönümdür. Bunun sonucunda doğan düşünce şekli her türlü akıl dışılığı insan özgürlüğüne aykırı bulmaktadır. Pavarotti dinlemenin cezalandırıldığı, Yaşar Kemal gibi dünya çapında ustaya ait bir oyunu sahneleyenin sürgünle karşılaştığı bir ülke düşünebiliyor musunuz? İşte bunlar bu dönem Türkiye’de benzer örnekleriyle yaşanıyor.</p>
<p>Devlet yönetiminde deneyimsiz AKP kadrolarının işbaşına gelmesiyle “Ananı al da git”, üstü kapalı “gavur İzmir” ve “kelle” polemiğinde olduğu gibi önce bir çiftçiyle, köylülerle, sonra koca bir şehirle ve askerlerle, yargıyla ve ardından işçilerle, memurlarla yaşanan tartışmalar sonrasında at iziyle it izinin birbirine karıştırıldığı yeni bir dönemden geçiriliyoruz. Ülkenin gerçek sorunları görmezden gelinerek gemi azıya almış bazı kesimler dikkati farklı mecralara çekmekte ve toplum yapay krizlere sürüklenmektedir. Bunun altında gelecekteki rant hesaplarının yattığı apaçıktır.</p>
<p><strong>Rant Hırsıyla Kör Olanlar Kamu Yararına Kör Bakarlar!</strong></p>
<p>20 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı Türkiye’de buna karşılık liderler arasındaki mal varlığı ile dikkat çeken AKP liderinin toplumun çeşitli kesimleriyle yaşadığı polemikler sonrası seçimde siyasal sistemdeki boşluktan yakaladığı yüzde 47’lik güvenceden cesaret bularak “türban” yoluyla dini aidiyetlilik üzerinden ülkeyi gerilime sürüklemesi, kendine biat eden birisini YÖK gibi tartışmalı bir kurumun başına getirmesi krizin geldiği en son noktayı bütün açıklığıyla sergilemektedir.</p>
<p>Ancak her fırsatta toplumu yapay gündemlerle ve büyük medya desteğiyle geren, hatta seçimlerden önce net olarak “Yüzde 10 barajının düşürülmesini isteyenler bunu ancak rüyalarında görebilirler” şeklindeki savla destekleyen AKP’nin demokrasi ve özgürlük konusunda bir sorunu olmadığı ortadadır.</p>
<p>Türkiye giderek daha bağımlı ve yoksul ülke haline gelmiştir. Finans, enerji ve toptan-perakende alışveriş sektöründe etkin hale gelen küresel güç odakları ulusal kaynaklarımızı ele geçirmekte, emperyalist ülkelerle işbirlikçilerine yapılan borçlanmalar ile neoliberal politikaların adeta fanatik uygulamacısı kesilen AKP, SEKA’nın devredilmesi, PETKİM’in satışı, İzmir Limanı’nın vs. özelleştirilmesiyle de yoğun biçimde kaynak transferini gerçekleştirerek bunu göstermektedir. Mısır işinde sabık Maliye Bakanı’nın kamuoyunu tesellisi ise bir başka komedya; nasılsa oralarda bizim insanlarımız çalışacaktır ya!..</p>
<p>Hükümetin 2B kararı ise akıllara zarar, neyse ki rant beklentisi sonucu ortaya atılan orman kanununun bir maddesine ilişkin uygulama daha önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmişti. Ancak 2B yasası yeniden gündemdedir. Artık Çankaya’da AKP’ye yakın bir ismin bulunması 1960’larda AP iktidarı ile yaşanan makilik orman arazisi yağmasının daha beterini halkımıza yaşatabilir. Zira orman alanlarının talanı ileride ülkemizde çevre için büyük sorunlar yaratacaktır…</p>
<p><strong>Bursa’daki duruma bakarsak…</strong></p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkanı’nın saydığı alışveriş merkezi, teleferiğin uzatılması, Mudanya’ya dev akvaryum vs. Bursa’da yaşayan insanların sorunlarına dönük projeler değildir. Kent Merkezi diye yapılan alışveriş merkezinin gerekliliği, Güzelyalı Feribot İskelesi’nin yeri, Merinos Fabrikası’nın belediye’ye devriyle ortaya çıkan alanın değerlendirilmesi ise tartışmalıdır. Bursa’da bu dönem daha önce görülmedik ölçüde alan betona feda edilmiş, çok sayıda ağaç yok yere kesilmiştir.</p>
<p>“<strong>Meydanı bile kalmayan bu şehrin acısını kimse duymadı</strong>” diyordu Prof. Dr. Necmi Gürsakal…</p>
<p>Merkezi hükümetle neler yaşanıyorsa Bursa’da da aynısı yaşanmakta. Yani merkez meydan savaşı ile Sultanahmet’teki tarihi kıyım Bursa’da da var.</p>
<p>Sözünü ettiklerimizden ilki Bursa’nın meşhur Kent Meydanı sorunu ile ilgili. Menderes döneminde yapılmış ve daha önce çıkan bir yangında kısmen kullanılamaz hale geldiğinden şehir dışına taşınmasıyla atıl hale gelen S.Garaj adlı bölge Bursalıların meydan olmasını istedikleri bir yerdi. 2001 yılında yayınlanan “Floransalı Karlo” adlı romanında Uludağ Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Necmi Gürsakal adeta bütün dikkatleri kent meydanı ihtiyacına çekiyor ve şu soruyu soruyordu:</p>
<p><strong>“Meydansız bir şehrin kayıp insanları olmayı neden hak ediyoruz?”.</strong></p>
<p>Ancak Hikmet Şahin’in Belediye Başkanlığı ile beraber uygulanan projeyle bu alan adına yaraşmayacak biçimde yapılarla doldurularak işlevi tamamıyla kaybettirilmiştir ama nedense adı değişmemiştir: “Kent Meydanı Alışveriş Merkezi”!..</p>
<p>Adeta ülkenin gidişatından kaygı duyanlara alışveriş merkezlerini gösteren Başbakan’a bir örnek sergilenircesine… İşin ilginç tarafı da daha inşaat bitmeden ve açılışı yapılmadan Milliyet’in “Taze Mısır Aşkı!” haberinde belirtildiği gibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın oğullarının Türkiye halkına Malezya’dan ithal taze mısır satacakları satış noktalarından birinin de burada bulunacak olmasıdır.</p>
<p>Şehrin tam merkezindeki yaklaşık 10 dönümlük arazinin başına gelenleri gören Bursalılar bu aymazlık örneğine iyi bakıp Merinos’a, Hal’e sahip çıkmalıdır, sıra bunlara gelecektir. Ve burdaki rant Bursa’nın kaderini belirleyenlerin iştahını çok daha fazla kabartacaktır Çünkü…</p>
<p>Hatırlanacağı üzere dönemin ulusal ekonomisinin lokomotiflerinden biri olarak kurulan SEKA’ya bağlı işletmelerden bazıları da Başbakanın yakınlarına devredildikten sonra yağmalanmış, emekçilerin itirazları ve daha sonra gelinen süreçle birlikte yine AKP’li belediyeye devredilmişti…</p>
<p>Bursa’da da Türkiye’nin bütününde olduğu gibi yeşil alanla ilgili kişibaşına oran kişibaşına düşen alışveriş merkezi oranıyla kıyaslanmayacak düzeyde geri.</p>
<p><strong>Toprak Üretilemez!..</strong></p>
<p>Sadece Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Yaş Sebze ve Meyve Hal’inin taşınmasıyla boşalacak alan 45 bin metrekaredir. Açılışını bizzat 1938’de M.Kemal’in yaptığı Sümerbank Merinos Fabrikası’nın belediyeye devredilen arazisi kentin akciğerlerinden biri konumundayken yapılaşmaya açılan bölümü ise şimdilik yarıya yakın bir kısmını teşkil ediyor!</p>
<p>Öte yandan çıktığı yurt dışı gezilerinden bile dünyanın en modern projelerinden biri olarak ballandırarak anlattığı Bursa’daki AKP’li belediye başkanının milyonlarca dolarlık bir kültür merkezi, baştan beri bir Hyde Park benzerini yaratmakla övündüğü Merinos’ta belediyeye hiç yakışmayacak tuhaf bir tesadüf yaşandı. Belediyeye devredilen Fabrikaya ait 3 binden fazla kitabın bulunduğu kütüphane, Bursa&#8217;da bir hurda deposunda ortaya çıktı. Bir sahafın fark etmesiyle hammadde olmaya götürülürken kurtarılan kitaplar dünya klasikleri ve bazı teknik kitapların yanısıra “İstanbul Ansiklopedisi” ve “Osmanlı Tarihi” gibi hiçbir yerde kolaylıkla bulunamayacak nadir eserlerden oluşmaktaydı.</p>
<p>Ayrıca kentiçi trafiği rahatlatmak iddiasıyla alelacele yaptırılan bat-çık’lar müteahhitler için yap-çık’a dönüştü. Aynı maliyetlerle gelecek için daha kullanışlı projeler gerçekleşebilirdi. Bursa’nın hafif raylı sisteminin B etabı sayılan ve Bursa’yı doğuya götürecek kısım 4 yılda zar zor tamamlandı.</p>
<p><strong>Kıyım’a Rekor Dava</strong></p>
<p>Son olarak Bal-Göç Dayanışma Derneği’nin iletişim sitesinde de yeralan personel kıyımıyla ilgili bir haberden daha bahsedelim.</p>
<p>Bursa Kent Gazetesi köşe yazarı Mustafa Özdal’ın adıyla yayınlanan bir haberde Büyükşehir Belediyesindeki işten çıkarma, emekliliğe zorlanma ve sürgün şeklindeki personel politikası apaçık ortaya seriliyor. 2 Ağustos 2007 tarihli gazete haberinde AKP’li Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde görevli çalışanların çeşitli dayatma ve baskılarla karşı karşıya kaldığı, benzeri görülmemiş kıyım politikası karşısında belediyeye 200 dava açıldığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi statüsü kazandığından bu yana açılan dava toplamı sayısı 3’te kalırken, göreve geldiği tarihle haberin yayınlandığı tarihe kadar dönemde Hikmet Şahin yönetimindeki belediye aleyhine rekor sayıda dava açıldığı da belirtilmektedir. Önceki dönem Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde görevliyken bu dönemde yeri sürekli değişen 2 üniversite mezunu Tamer Uysal’a Hal Müdürlüğü binasında makbuz kestirildiği de işaret ediliyor…</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi’nin icraatları burada sayılamayacak kadar çok. Yazıyı bir hatırlatmayla, “İnsanı Yaşat Ki Devlet Yaşasın” sözünü diline pelesenk eden Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin’e, uygulamalarına bakarak Şeyh Edebali’nin aynı öğüdünden “Unutma ki yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir” diyen bölümü anımsatıp bitirelim.</p>
<p>Özgür KARAKAYA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/bursa-meydani-bile-kalmayan-bu-sehrin-acisini-kimse-duymadi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>HAYAT ESİNTİLERİ</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/hayat-esintileri/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/hayat-esintileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2008 22:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/hayat-esintileri/</guid>
		<description><![CDATA[müfrit havuzlu bahçelerde
ve koskocaman evlerde
umursamayıcılar&#8230;
TAMER UYSAL
Hayat yürüdüğümüz bir yol. Farklı kollardan geçim denilen zor zanaatla yaşamsal sorunlarımızı aşmaya çalışıyoruz. Tüm kapıları açan parayı kazanmak için her şeyi yapanlarımız var. Peki para açabilir mi her kapıyı, aslında satın alabilir mi ki kişiyi?..
Para veriyorsun “mal” alabiliyorsun ihtiyacını görmek için onunla işini görüyorsun. Oysa Orhan Veli Kanık “Hava [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>müfrit havuzlu bahçelerde<br />
ve koskocaman evlerde<br />
umursamayıcılar&#8230;</p>
<p>TAMER UYSAL</p>
<p>Hayat yürüdüğümüz bir yol. Farklı kollardan geçim denilen zor zanaatla yaşamsal sorunlarımızı aşmaya çalışıyoruz. Tüm kapıları açan parayı kazanmak için her şeyi yapanlarımız var. Peki para açabilir mi her kapıyı, aslında satın alabilir mi ki kişiyi?..</p>
<p>Para veriyorsun “mal” alabiliyorsun ihtiyacını görmek için onunla işini görüyorsun. Oysa Orhan Veli Kanık “Hava bedava bulut bedava” demişti ne güzel. Ne söylerdi eski bir şarkıysa; “para para para varlığı bir dert yokluğu yara”. İki deyiş arasında ne büyük çelişki…</p>
<p>Kimimiz için cebimizde hiç durmadan gidecek bir yeri olan “gider” iken onca sıkılmanın gayesi nedir, ya insanların ona ulaşmak için attıkları sayısız taklanın anlamı ne olabilir.</p>
<p>O halde para denilen şey kimi için elimizin kiri, kimi içinse bir amaç. Öyle ya bazılarının bu yolda her türlü çiğlik yapışına kaçımız şahit olmuşuzdur. Onlara sorarsanız bu bir haktır ve bazen her yol mubah sayılmaktadır. Türlü dayanaklar bulurlar yoksa da uydururlar.</p>
<p>Çalışma ile para kazanma asla birbirine karıştırılmamalıdır. Elbette bir hak olan çalışmak yaşamın şartıdır. Fakat bu hak kullanımının şekli vardır, eskilerin deyimiyle adab-ı muaşeret denilen çoğumuzun uymak zorunda hissettiği görgü kuralı denilince toplumca genel kabul gösterilen kurallar çerçevesinde yapılan çalışma kastedilmektedir. Çalışan hepimizin dostudur.</p>
<p>Öte yandan konunun ahlak boyutunun dışında ünlü birkaç sözü dile getirmenin faydası var. W.Shakespeare para için “evrensel bir orospu” der. Goethe ise “ulusların pezevengi” ifadesini kullanır. Halk arasında da türlü argoya kaçan hatta argo ifadelerle anılan ancak bunca sıkıntıya katlanıp kantarın topuzunu kaçırtan bu “el kiri”nin eskiden tefeci denen faizcileri vardı. Hatta faizcilik ile nam salan kişilere yaptıkları işle ilişkili lakaplar da takılırmış.</p>
<p>Bugün de var esnafım yine tefeci elinde hiçbir şey değişmedi ülkemde. Yıllar geçse de her geçen gün kötüye giderken vatandaşımın pazar filesi her geçen gün ufalmaktayken bazılarınınki şişiyor bir yanda. Alım gücü resmi rakamlara göre yüzde 40 oranında düşerken eski tok gözlü alışkanlığıyla “olsun buna da şükür” deyip geçiyor güzel insanlar. Asgari ücret 403 YTL olmuş nasıl geçinilir bu rakamla? Yoksulluk sınırı 1000 YTL’ye dayanmış, 4 kişilik ailenin mutfak masrafı 600 YTL üstelik demiyor halkım. Çoğu kişinin ek işle yaşamak zorunda kaldığı ülkemde uluslar arası kabul görmüş günlük çalışma saati 8 saat iken yaşadığı zorlu koşullarla bile bunu önemsemiyor halkım çünkü onun için geçim derdi ağır basıyor, Rızkını yeterli bulup bağrına taş basıyor.</p>
<p>Kendini öyle avutuyor halkım. Bir yanda milyonlarla oynayanlar bir tarafta onlar. Yoksulun yoksullaştığı zenginin varsıllaştığı bir acayip döngü sürüp giderken “yiyin efendiler tıksırıncaya kadar yiyin” diyen Tevfik Fikret’in, Aşık Mahsuni Şerif’in türküyle dile getirdiği “yoksulun sırtından doyan doyana” sözleri çoktan unutulup gitmiş, anlamını yitirmiş.</p>
<p>Arada uçurumlar, sıkkın yüzler, karamsarlıklar var oysa… Sonu yok şimdi yemenin. Katlar, yatlar, villaların sonu yok. İçinde insanın değerinin olmadığı bir oyunda duygu ile düşünce yokluğu sadece kuru bir yapı ortaya çıkarmış gitmiş.</p>
<p>Çıksa ne olurdu, ne olurdu ki turşusunu bile kuramayacakları onca hırsın onca kurdun yaşamlarında yaşarken katacakları sermaye büyüklüğünün yazdıkları. Ne yazar, kaç yazar topu topu parayla kurdukları egemenliklerinin dışında yaşarken kaybettirdiklerinin dışında…</p>
<p>Türkiye dışarıya eskisinden daha bağımlıdır. Onlara sorsanız bir gün ekonomi düzelecek her şey bitecek. Bir ülkenin gelişmesi ekonomik bağımsızlıktan geçer sözleriyle avunmuş yıllarca insanımız. Nazım Usta “beyler bu vatana nasıl kıydınız” şiirleriyle hesap sorduğu gün yargılanmış vatan hainliğinden, oysa vatanları dışında aziz bir şey olmadığını beraber mutlu ve müreffeh yaşamayı hak ettiklerini kastettiği anlatılamamış onlara…</p>
<p>Ya başkaları, öbür sorunlar…</p>
<p>Ülkemde her geçen gün ağaçlar kesiliyor, ülkem yanıyor, yurduma can veren akciğerler kanıyor. İlkokullarda öğretilen güzel bir şarkı var: “Yuvadır kuşlara örtüdür toprağa can verir doğaya ormanlar yurdumda”…</p>
<p>Talan, vurgun devam ederken vatanın tabii güzellikleri korunmuyor. Oysa o güzellikler kolayca ortaya konmadı yıllar boyu. Ucuz hamasi nutuklar onları kurtarmaya yetmiyor. Bir fidan ne kadar sürede ağaç olur gölge yapar altında serinletir bizi. Öyle ya insana değer vermeyene bitkinin ne önemi var.</p>
<p>Bazı insanlarımız fazla kazanç uğruna doğal güzellikleri de hiçe sayıyor. Yaşanılası çevrenin yok oluşunun ardından sonuçlar geliyor, kuraklık ve pahalılık… Sonra arkasından deniyor ki suyu idareli kullan… Gösterme parklarla yeşile sahip çıkılıyor. Yeşil alanlar bir bir parsellenirken yine büyük bir çelişki sergilenmiş oluyor. Dertli Divani’nin sözlerindeki gibi şu yaşanılası dünyanın ne tadı ne tuzu kaldı.</p>
<p>Güzelliklere sahip çıkmak bu güzellikleri bizden sonrakilere bırakmak gibi önemli bir sorumluluğumuz varken. Doğadaki canlılar bizi bir gün terk edip giderlerse insan oluşumuzun da önemi kalmayacak.</p>
<p>Karbondioksit oranı yükselip oksijen kalmazsa&#8230; Kuşlar ölür, çiçekler açmaz, kar yağmaz ise…</p>
<p>Geçim derdinin yanında daha büyük bir gerilim başlayacak. Bu gerilim zengin fakir diye ayırmayacak, temiz havaya hasret kalacağız hep birlikte…</p>
<p>Bu gidişatın sonu nedir?</p>
<p>Nazım Hikmet’in dediği gibi “yüreklerin kulakları sağır”. Yoksa bir fırtına öncesi sessizliği mi? Acaba insanlık için sosyal bir patlamanın koşulları mı oluşuyor diye sormadan edilemez…</p>
<p>Ama tık yok, sesler kısılmış sanki!</p>
<p>Bir yanda can çekişen doğa, bir yanda çoğunluğu günde 1 YTL’yla geçinmeye çalışan insanlar. Dinmeyen Müzik grubunun şarkısındaki gibi “bir ülkem var düşlerimde gördüğüm” Düşlenen o ülke neden böyle? İnsanlar niye böyle?</p>
<p>Hiç bir zaman hesap soramayan halkımız… Ancak her şeye rağmen hayalleri öldürmemek gerektiğini öğrenmeli. Çünkü insana umut veren onlardır. Yaşam acısı ve tatlısıyla sürerken yaşananlardan ders çıkarıldığı sürece ileri adımlar atılabilir çünkü. Daha doğrusu iyi yaşamanın kapıları zorlanmalıdır. Yoksa aynı hatalar tekrarlandıkça yerinde saymak kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>G.Santayana’nın deyişiyle geçmişi hatırlamayanlar onu bir kez daha yaşamak zorunda kalacaklardır.</p>
<p>Öyle değil mi? Hem de bütün acısıyla birlikte…</p>
<p>Özgür KARAKAYA<br />
İletişim Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/hayat-esintileri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ÖSS başvurusu kaç para?</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/oss-basvurusu-kac-para/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/oss-basvurusu-kac-para/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Mar 2008 00:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/oss-basvurusu-kac-para/</guid>
		<description><![CDATA[2008 ÖSS başvuru ücreti bu yıl 40 YTL arkadaşlar. 2008 YDS başvurusu ise 50 YTL (ÖSS+YDS)
Bu seneki sınavın en güzel yanlarından biri de artık bankada kuyruk beklemeyeceğiz. Garanti Bankasının internet sitesinden tek tık ile parayı yatırabiliyorsunuz. Eğer garanti bakasından bir hesabı olan tanıdığınız varsa hemen sanal kart oluşturun ve hesaptan karta 40 ytl para aktarın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2008 ÖSS başvuru ücreti bu yıl 40 YTL arkadaşlar. 2008 YDS başvurusu ise 50 YTL (ÖSS+YDS)</p>
<p>Bu seneki sınavın en güzel yanlarından biri de artık bankada kuyruk beklemeyeceğiz. Garanti Bankasının internet sitesinden tek tık ile parayı yatırabiliyorsunuz. Eğer garanti bakasından bir hesabı olan tanıdığınız varsa hemen sanal kart oluşturun ve hesaptan karta 40 ytl para aktarın anında ösym başvuru ücretini yatırın banka kuyruklarında ömrünüz geçmesin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/oss-basvurusu-kac-para/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çınarcık depremi 4.8</title>
		<link>http://eski.diyorum.com/cinarcik-depremi-48/</link>
		<comments>http://eski.diyorum.com/cinarcik-depremi-48/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Mar 2008 19:34:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.diyorum.com/index.php/cinarcik-depremi-48/</guid>
		<description><![CDATA[Biraz evvel büyük bir sarsıntı yaşadık. Bir anda ne olduğunu şaşırdım ve hemen bahçeye çıktım. Tüm mahalle sakinleri de evlerinden çıkmıştı. O anda bütün telefonlar kilitlendi, kimseye ulaşamıyorduk. En büyük korkumuz bir yerlerin yıkılmış olmasıydı. Büyük bir deprem olmasından ya da olacağından çok korktuk. Allah korusun 17 Ağustos depremi gibi büyük bir deprem yaşamayız inşallah. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biraz evvel büyük bir sarsıntı yaşadık. Bir anda ne olduğunu şaşırdım ve hemen bahçeye çıktım. Tüm mahalle sakinleri de evlerinden çıkmıştı. O anda bütün telefonlar kilitlendi, kimseye ulaşamıyorduk. En büyük korkumuz bir yerlerin yıkılmış olmasıydı. Büyük bir deprem olmasından ya da olacağından çok korktuk. Allah korusun 17 Ağustos depremi gibi büyük bir deprem yaşamayız inşallah. Çınarcık&#8217;ta hala neler oldu bilemiyorum. Henüz bir haber kanalı ya da bir yetkili açıklama yapmış değil. Umarım can kaybımız yoktur. Depremi yaşayan bütün herkese geçmiş olsun dileklerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eski.diyorum.com/cinarcik-depremi-48/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
