diyorum.com bir şeyler demek için gerekli aparat. Eğer diyorum.com‘a bir yazı gönderiyorsanız gerçekten bir şey diyor olmalısınız. Dediğiniz şey, bir ürünle, bir olayla, bir etkinlikle, ilişkilerle, yenilikle, ekonomiyle ya da bambaşka bir şeyle ilgili olabilir. Ancak en önemli husus, konuya kendinizden ne kattığınızdır.
Vatanını seven, “Ne Mutlu Türküm” diyen herkese sesleniyorum.
Yüzyıllardır bu toprakların suyunu içen, ekmeğini yiyen, bu topraklarda sevincini-üzüntüsünü yaşayan, çocuğunu kucağına alan, anasını babasını bu topraklara gömen, kendisi için en iyiyi bu topraklar üzerinde hayal edenler. Karşı ya da alt komşusu- komşularının veya arkadaşlarının Ermeni, Alevi, Arap, başı örtülü, başı açık olmasından ötürü hiç yadırgamamış, insanlığının gerektirdiği ilişkileri yerine getiren, iyi niyetini bozmayan vatandaşlar, bu ülkenin vatandaşları başımızda dönen bu oyunlar nedir?
Dün akşamki televizyon kanalında tabir edilen kelimeler aynen başlığımda yer alıyor. Üstelik bunu söyleyen baş örtülü bir sosyolog!
Daha ne ayrımı yapılacak acaba?
Herhalde, güzel Türkçemize zıt anlamlı kelimeler katma yarışı yapılıyor. Tabi bunun iyi niyetli olması söz konusu değil.
Ne kadar büyük ve güçlü bir devletimiz var ki ne dışarıda ki güçler ne de içeride ki güçler yiye yiye bitiremiyorlar.
Sözün özü sanırım bizi bize düşürüyorlar, bizlerin iyi niyetlerini, birbirimize olan saygımızı, hatta daha ileri gidersek, bizler için kutsal olan değerlerle oynayarak bizi bölmeye, parçalamaya çalışıyorlar.
Peki, suçlu- suçlular kim? Unutmayın ki suç yalnız kalmaya mahkum tek kelimedir. Kimse üstüne almak istemez.
Suçlu biziz “Ne Mutlu Türküm” diyenler… Suçlu biziz…
Başta eğitimin önemini anlayamayanlar; suçlu,
Menfaatlerimiz ve çıkarlarımız için bize zarar vermek isteyenlerin niyetlerini bilip ses çıkaramayanlar; suçlu,
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyip, çevresindekileri korumayanlar, kollamayanlar ama ağızlarında hep “ben sana demiştim”i eksik olmayanlar; suçlu,
Oturduğu yerde vicdanı sızlayan ama bir şeyler yapmaya gelince “ben tek başıma ne yapabilirim ki diyenler”; suçlu,
Yönetime geldiğinde ülke için demagoji üretmekten başka elinden bir şey gelmeyen insanları başımıza getirenler; suçlu,
“kolay yoldan para nasıl kazanabilirim?” diye kahve köşelerinde oturanlar; suçlu,
Lafla peynir gemisinin yürüyeceğini düşünüp, sadece konuşanlar; suçlu,
En önemlisi de bizi bize düşürenlerin, kafamızı karıştırmalarına, hain emellerini yazılı ve görüntülü basında açıkça söylemelerine millet olarak onları televizyonlarımıza çıkartarak üstelik kimseden çekinmeden istediklerini söyleyebiliyorlarsa ve de toplumsal konulardan daha önemli hale geliyorsalar;
Biz suçluyuz…
Mustafa Kemal Atatürk’ ün emanet ettiği laik, demokratik, çağdaş toplumdan ne kaldı? Ne kadar kaldı? Diye düşünüyorum. Misak-ı Milli sınırlarımızın kaybedilme korkusu, din ve devlet işlerinin her geçen gün birbirine girdiği, ilerlemeden çok her yönde gerileme yaşanması… Bunları çoğaltmak da mümkün. İnsanların insan olma özelliğini giderek kaybettiği, hoşgörüsüz, utanmazlık ve arsızlığın popüler hale gelerek bu vasıfları taşımayan insanların aç kaldığı bir ülke haline geldik. Bu kadar karamsar olmamın nedeni bazı şeyleri değiştirmenin ya da hataları telafi etmenin mümkün olmamasıdır belki de.
Ulu önder Atatürk’ ün bize bıraktığı ve ne yazık ki bizlerinde tam olarak sahip çıkamadığımız bu emaneti yarınlara çocuklarımıza ne şekilde bırakacağız. Bu beni ve eminim ki benim gibi düşünenleri son derece korkutmaktadır.
Düzelmelerin bireyden başladığını düşünürsek ki size bu konuda küçük bir hikayem olacak sayın Sunay Akın’dan bir alıntı yapmak istiyorum;
Bir pazar sabahı adam eşinin hazırladığı müthiş kahvaltıyı yapar ve çayını yudumlarken gazetesine de şöyle bir göz atıyordur. Birden yanına oğlu gelir ve “-Baba hadi ne zaman gideceğiz?” diye sorar. Hafta sonu oğlunu gezmeye götüreceğine dair verdiği söz gelir adamın aklına. “-Hadi baba hadi…” bırakıp gitmek istemez tabi bu keyifli, huzurlu ortamı, ne de olsa tek dinlenme günüdür. Ama oğluna verdiği sözü de yerine getirmesi lazım. Birden gözüne gazetenin verdiği dünya haritası çarpar. Dünya haritasını küçük parçalara böler ve oğlunu yanına çağırır. “-Bak” der “-Bu haritayı birleştir. Söz seni oyun parkına götüreceğim.” Adam o kadar emindir ki oğlunun dünya haritasını eski haline getiremeyeceğinden, tekrar kurulur koltuğuna gazetesini okumaya başlar. Aradan bir saat geçer oğlu yanına gelir. “-Baba yaptım gel odamda göstereyim.” Adam şaşırır. İmkansız der içinden. Oğlunun odasına geldiğinde hayretler içinde sorar: “-Nasıl yaptın bunu oğlum?” Çocuğun cevabı aynen şöyledir. “-Haritanın arkasında bir insan resmi vardı baba onu birleştirdim”
İnsan kendini düzelttiği zaman yurdunu da, dünyasını da düzeltmiş demektir.
Bir ay önce iş yerime şöyle bir mektup geldi:
”Bir umut sadece benimki, biliyorum belki hiç bizaman gerçekleşemeyecek bi umut. Hani vardır ya bazı zamanlar haykıramadığın isyanlar boğazında düğüm olur ve inanılmaz bir sancı yapar. İşte böyle bir durum. Aslında tanıyorsun beni ama kim olduğum şimdilik meçhul olsun. Nasıl söylesem bilmiyorum. Aslında fazla uzatmakta istemiyorum: Ben seninle tanıştığım yaklaşık bir seneden bu yana sana aşığım. Evet durum bu şimdi sen ne tepki verirsen ver bu durum değişmeyecek. Zaten tepkin olumsuz olursa benim kim olduğumu hiç bir zaman öğrenemeyeceksin. Ama beni merak edipte kim olduğumu öğrenmek istersen numaram şu: 0544 … .. ..”
Evet arkadaşlar mektupta kelimesi kelimesine bunlar yazıyordu. Peki ben ne yaptım; tabi ki kabul etmedim ve herhangi bi cevapta vermedim. Çünkü kabul etmiş olsaydım benim için aynı duyguları hisseden sevgilimi aldatmış olacaktım.
Aslında bu çok karmaşık bi durum. Çünkü bir kaç gün önce çalıştığım iş yerinin bulunduğu iş merkezinde 24 yaşında bir bayanın intihar ettiği haberini duydum. İntihar eden bayanla da geçen sene tanışmıştık. Aslında kafam çok karışık ben, bana mektup gönderen bayanın intihar eden bayan olduğunu düşünüyorum. Yine de emin değilim tabi. İşte bu yüzden bunu paylaşmak istedim. Sizin fikirlerinize ihtiyacım var. Belki de sizin yorumlarınız baş ağrılarımı hafifletecek.
Şimdiden teşekkür ederim.
Öğretmen atamalarının hali ortada. Eğitim fakültelerindeki plansızlık, mali politikaların atamaların önünü kesmesi gibi nedenlerle her geçen gün atanamayan öğretmen sayısı çığ gibi büyüyor. Bugün 200 bin civarında işsiz öğretmen var. Bunların yaklaşık yarısı ücretli olarak çalışıyor. Diğer kısmı vekil, sözleşmeli ya da çoğu parasız şekilde dershanelerde sömürülüyor. Boşta olanları ya da başka sektörlerde çalışmak zorunda kalanları saymıyoruz zaten. Sadece benim arkadaşlarımdan 5-6 kişi atanamadığı için dershane kapılarında hiç ücret almadan, dersanede kadrolu öğretmen olmak için çalışıyorlar. Bütün bunlar acil çözümü gerekli kılıyor. Bu sorunların gün geçtikçe büyümesinin önüne geçmek için biz işsiz öğretmenler birlikte hareket etmeliyiz. Bence, çözüme giden yolda ilk yapmamız gereken MEB ve YÖK’ü aynı masaya oturtup, uzun vadeli bir öğretmen yetiştirme planı hazırlamaya zorlamaktır. Bugünkü sistem, rant uğruna işsiz öğretmen üretiyor. Eğitim fakültelerindeki yoğunluk ortada. Her yıl binlerce öğretmen adayı mezun oluyor. Bu mezunlarla atanamayan öğretmen sayısı da yıldan yıla katlanıyor. Bazı bölümlerde 5-6 yıldır atama yok. O zaman, bu bölümler hâlâ neden öğretmen yetiştiriyor, anlamak mümkün değil. Buralardan mezun olanlar ne yapacak? Bu plansızlık daha ne kadar sürecek? Özellikle lise branşlarında yığılma fazla. Bu nedenle YÖK’ün talep fazlası öğretmen yetiştiren bölümlerde revizyon yapması gerekli (Aşağıdaki sayısal verileri incelediğinizde durumun aciliyetini daha iyi anlayacaksınız.)
Çözüm olarak; *Bu bölümlerdeki kontenjanlar azaltılabilir. *Bir kaç sene bu bölümlere öğrenci alınmayabilir, gerekirse bazı üniversitedeki bölümler kapatılabilir. *Yeni bölüm veya eğitim fakültesi açılmasına açılmasına izin verilmemelidir. *Özel üniversitelere öğretmen yetiştirme izni verilmemelidir. (Devlet üniversitelerindeki yığılma yetmiyor sanki) *Yeni üniversite açmak yerine, bu üniversitelere harcanacak bütçe, varolan üniversitelere verilebilir, (bu şekilde eğitim fakültelerindeki eğitim kalitesi, dolayısıyla öğretmen kalitesi artırılabilir) *Emekliliği dolan öğretmenlerin (idareciler de dahil) hizmetten ayrılmasının sağlanabilir. Bu konuda teşvik de verilebilir daha sonra ayrılacak olanlar da hak kaybı ile cezalandırılabilir. *Geçmiş yıllarda yanlış uygulamalarla öğretmenliğe atanmış “veterinerlik, kamu yönetimi, işletme, iktisat, mühendislik v.b.” bölüm mezunları ihtiyaç dahilinde devlet içindeki memurluklara kaydırılabilir (bu konuda çalışanların affına sığınıyorum).
Sayısal verilerin bize gösterdikleri :
MEB Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı’ nın hazırladığı2006-2007 istatistiklerine göre çalıştıkları örgün eğitim kurumları ve cinsiyetlerine göre öğretmenlerin dağılımı şöyledir :
2006-2007 Eğitim İstatistiklerine Göre Öğretmen Sayıları
KURUMU…………………ERKEK…………………..BAYAN…………………TOPLAM
Okulöncesi…………………..1.181……………..23.59………………424.775……….
İlköğretim……………..209.366…………….193.463…………..402.829…….
Ortaöğretim……………59.038………………..44.351……………103.389……
Meslekî Eğitim………….51.149……………….33.127……………..84.276…….
TOPLAM………………..320.734…………….294.535…………..615.269……..
*2006-2007 eğitim istatistiklerine göre Türkiye’de ilk veortaöğretimdeki öğrenci sayıları 14 milyon 874 bin 496’dır.
*Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2006-2007 verilerine göre, yurt genelinde ilköğretim okullarında uygulanan birleştirilmiş sınıflarda 26 bin 363 öğretmen görev yaparken, 268 bin 614′ü erkek, 255 bin88′i kız toplam 523 bin 702 öğrenci eğitimlerini sürdürüyor.
*Birleştirilmiş sınıflardaki öğrencilerden 214 bin 210′u iki sınıf bir arada, 169 bin 137’si üç sınıf bir arada, 13 bin 715′i dört sınıf bir arada, 126 bin 640′ı da beş sınıf bir arada öğrenim görüyor.
*Birleştirilmiş sınıf uygulamasının yapıldığı okul sayısı en yüksekillerin başında 939 okulla Şanlıurfa ve 726 okulla da Erzurum geliyor. Şanlıurfa’da birleştirilmiş sınıflarda toplam 51 bin 951, Erzurum’daki birleştirilmiş sınıflarda 22 bin 313 öğrenci okuyor. Bu illeri 717 okulla Samsun, 680 okulla Diyarbakır, 521 okulla Adıyaman takip ediyor.
*İstanbul’da birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılan 42 ilköğretim okulunda bin 515, Ankara’da 134 ilköğretim okulunda 3bin 233, İzmir’de de 244 ilköğretim okulunda 7 bin 794 öğrenci öğrenim görüyor.
*Eğitim fakültelerinde yaklaşık 180 bin kişi okuyor. Ve her yıl yaklaşık 35 bin kişi mezun oluyor.
*Eğitim Sen´in geçen yıl yaptığı bir araştırmaya göre, 30 eğitim fakültesinde hiç doçent yok. 19 eğitim fakültesinde ise hiç profesör bulunmuyor.
Eğitim Fakültesi Bulunan Üniversiteler
1 Abant İzzet Baysal Üniversitesi -Eğitim Fakültesi
2 Adnan Menderes Üniversites -Eğitim Fakültesi
3 Afyon Kocatepe Üniversitesi -Uşak Eğitim Fakültesi
4 Afyon Kocatepe Üniversitesi -Eğitim Fakültesi
5 Akdeniz Üniversitesi -Eğitim Fakültesi
6 Anadolu Üniversitesi -Eğitim Fakültesi7 Atatürk Üniversitesi -Ağrı Eğitim Fakültesi
8 Atatürk Üniversitesi -Bayburt Eğitim Fakültesi
9 Atatürk Üniversitesi -Erzincan Eğitim Fakültesi
10 Atatürk Üniversitesi -Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi11 Balikesir Üniversitesi -Necatibey Eğitim Fakültesi
12 Boğaziçi Üniversitesi -Eğitim Fakültesi
13 Celal Bayar Üniversitesi -Demirci Eğitim Fakültesi
14 Cumhuriyet Üniversitesi -Eğitim Fakültesi
15 Çanakkale Onsekiz Mart Üniv. -Eğitim Fakültesi
16 Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi
17 Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi
18 Dicle Üniversitesi Siirt Eğitim Fakültesi
19 Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi
20 Dumlupinar Üniversitesi Eğitim Fakültesi
21 Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi
22 Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi
23 Firat Üniversitesi Eğitim Fakültesi
24 Firat Üniversitesi Muş Eğitim Fakültesi
25 Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi
26 Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi
27 Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi
28 Gaziantep Üniversitesi Adıyaman Eğitim Fakültesi
29 Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi
30 Gaziantep Üniversitesi Kilis Muallim Rıfat Eğitim Fakültesi
31 Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Fakültesi
32 Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi
33 İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi
34 İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi
35 Kafkas Üniversitesi Eğitim Fakültesi
36 Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi
37 Karadeniz Teknik Üniversitesi Giresun Eğitim Fakültesi
38 Karadeniz Teknik Üniversitesi Rize Eğitim Fakültesi
39 Kirikkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi
40 Kocaeli Üniversitesi Eğitim Fakültesi
41 Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi
42 Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi
43 Muğla Üniversitesi Eğitim Fakültesi
44 Mustafa Kemal Üniversitesi Eğitim Fakültesi
45 Niğde Üniversitesi Aksaray Eğitim Fakültesi
46 Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi
47 Ondokuz Mayis Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesi
48 Ondokuz Mayis Üniversitesi Eğitim Fakültesi
49 Ondokuz Mayis Ünversitesi Sinop Eğitim Fakültesi
50 Orta Doğu Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi
51 Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi
52 Pamukale Üniversitesi Eğitim Fakültesi
53 Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi
54 Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi
55 Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi
56 Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi
57 Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi
58 Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi
59 Yüzüncü Yil Üniversitesi Eğitim Fakültesi
60 Yüzüncü Yil Üniversitesi Hakkari Eğitim Fakültesi
61 Zonguldak Karaelmas Üniv. Ereğli Eğitim Fakültesi
Vakıf Üniversiteleri
1 Başkent Üniversitesi Eğitim Fakültesi
2 Bilkent Üniversitesi Eğitim Fakültesi
3 Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi
4 Ufuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi
5 Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Eğitim Bilimleri Fakültesi Bulunan Üniversiteler
1 Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
Son Söz : MEB ve YÖK masaya oturup uzun vadeli bir plan dahilinde öğretmen yetiştirme sistemini düzeltmeli. Bir milletin eğitimcileri rant uğruna kurulan düzenlerin kurbanı olamaz. Takdir edersiniz ki eğitim gibi önemli bir alan da çıkarların elinde oyuncak olamaz. Öyle olursa, o ülkenin gençlerinin şiddetten uzak olmasını, terörün azalmasını beklemek de aptalca olacaktır. Her şeyin başı eğitim, bu eğitimi verecek olan da bizleriz.
Çözüme en kısa sürede ulaşmak dileğiyle…
Üzeyir KADIOĞLU
Kaynaklar :
*Dr. Selçuk UYGUN, Kemer Gözcü Gazetesi, 18.10.2007
*Milli Eğitim Dergisi, Güz 2003, Sayı 160
*http://www.yok.gov.tr/
*http://www.meb.gov.tr/
*http://www.egitimsen.org.tr/
Kuran`da iki ayette dabbe kelimesi geçmektedir. Neml 82de “O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar için bir dabbe/debelenir gibi yürüyen bir canlı çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.” Sebe 14te “Sonunda, Süleyman için ölüm hükmünü verdiğimizde, onun ölümünü ,değneğini yiyen dabedül arzdan/ağaç kurtçuğundan başkası onlara göstermedi…” Kuran`dan anladığımız kadarıyla dabbe kıyamet saatine yakın ortaya çıkacaktır, dabbe ile ilgili başka ayetler olmadığından, bizler sadece bazı tahminlerde bulunabiliriz; örneğin kimine göre aids, kimine göre bilgisayar, ki Kuran`ın 19 mucizesinin ortaya çıkmasına da yaramıştır. Ancak tabiiki hiçbiri Kuran gibi Allah sözü olmadığından tartışmaya açıktır. Dabbe ile ilgili bir sürü hadiste vardır ki hepsi birbirinden komiktir. Örneğin bir hadise göre dabbenin başı öküz gibi, kulağı fil kulağı gibi ,gözü domuz gözü gibi, boynu deve kuşunun boynu gibi, göğsü aslan göğsü gibi, ayakları deve ayağı gibi, kuyruğu koç kuyruğu gibi… Bir diğer garip hadise ise dabbenin başı gökte, kuyruğu kutupta, ayakları Arabistan Yarımadası’ndadır. Her olayda olduğu gibi bunda da Allah`ın bize ulaştırmadığı bilgi için şudur ya da budur diye sanki Allah`ın sözüymüş gibi kesin birşey söyleyemeyiz.
Peki sizce dabbe aids mi? İnternet mi? Yoksa bambaşka bir şey mi? Dabbenin tarifiyle ilgili kesin bir veri olmadığından ya dabbe içimizdeyse!!! Korku filimine konu olacak kadar tehlikeli olan bu yaratık, ya şu an ekranına baktığın cisimse! Belki korkunuz ya da kuşkunuz sizin bu konuda yorum yapmanıza bile engel olacaktır. Ama benden size bi tavsiye korkacak birşey yok. Dabbede en fazla öldürür. Zaten bir günde binlerce insan ölmüyor mu? Demek ki korkacak bişey yokmuşşş:))
Cumhuriyet gazetesi dünkü başyazısını, “Say Olayı Nedir?” başlığıyla konuya ayırdı: …Fazıl Say olayında bir değişiklik var. Ruhi Su’dan sonra ilk kez bir müzisyenimiz ülkemizde büyük sorun yaratıyor ve iktidarın iki numaralı adamı tarafından eleştirip dışlanıyor tespitinde bulunuldu. Anadolu’da Vakit gazetesinden Abdurrahman Dilipak, Say’ın sözlerine en sert yanıtlardan birini vererek, “Bak Fazıl Say! başlıklı yazısında Say’a, “…’kal’ derim ama gideceksen git gidebildiğin yere kadar… Ama bir gün biz o senin gittiğin mahallede de, her yerde olduğu gibi, bir gün küçücük kızların başlarını örttüğü Kur’an Kursları açacağız, bunu böyle bil!” Ben de birkaç aydır ciddi ciddi, artık hoşlanmadığım/ özlemediğim/ yadırgadığım memleketimden ayrılmayı düşünüyorum” diyen Radikal gazetesi yazarı Perihan Mağden ise Say’dan farklı olarak kendisinde “türban fobisi” olmadığının altını çizdi. Mağden, Say’a, “…Ve Fazıl Say’ın nedenleri ne olursa olsun bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak bu lafları etmeye, yerden göğe kadar hakkı olduğunu düşünüyorum” sözleriyle destek verdi…
Fazıl Say’ı takdir eden biri olarak bu tutumundan sonra dinlemeye bile tahammülüm olmadığını belirtmek isterim. Anlıyorum kendisi islamiyeti inkar edebilir ama bu yüzden ülkesini terk etmek istemesini anlamsız buluyorum. Yine de saygı duyuyorum.
Amerikan Ulusal Güvenlik Teşkilatı NSA‘nın şifre çözücü süper bilgisayarı TRANSLTR‘nin bile üstesinden gelemediği, çözülmesi imkansız görünen bir şifre… ABD’den ve NSA’dan intikam almak isteyen bir dahi… Dünyanın dört bir yanında ve sanal ortamda yaşanan nefes kesici bir kovalamaca… Cinayetler, casusluk oyunları ve müthiş bir macera!..
“Zekice yazılmış macera romanlarının yeni ustasından.”
-People-
“Bu inandırıcı ve yüksek tempolu romanında Brown, yurtseverleri de paranoyakları da çok memnun edecek şekilde iyi ile kötü arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor.”
-Publishers Weekly-
“Tom Clancy’ninkilerden bile daha çok istihbarat sırrı var bu kitapta… ‘Dijital Kale’, gerçeklere hepimizin hayal edebileceğinden bile daha yakın.
- MacDonnell Ulsch,
Ulusal Güvenlik Enstitüsü Genel Müdürü-
“‘Dijital Kale’, zekice yazılmış ve müthiş bir macera filmi izler gibi hızla okunan bir roman.”
- Larry Lasker,
“Savaş Oyunları” ve “Şifreciler” filmlerinin senaristi-
“Teknolojik bir macera romanı, ancak gerçek olduğu ölçüde heyecan vericidir ve eğer Dan Brown’ın insanı sarsan bu romanı biraz daha gerçek olsaydı kurgusundaki dönemeçler sizi duvara fırlatabilirdi!”
Hepimiz biliyoruz ki ülkemiz nüfusunun hiç te azımsanmayacak bir bölümünü genç nüfus oluşturmakta ve çok acı ki on tane genci bir araya getirsek bir tane aklı başında bir fert elde edemeyiz. (Kendini bunun dışında tutanları tenzih ederim.) Gençler sosyal hayattan uzak, yetenekleri körelmiş ya da körelmeye yüz tutmuş…
Bugün ülkemizde bir gencin muvaffak olabilmesi için o kadar çok imkanı var ki saymakla bitiremem ama durum çok acı; işsizlik, sefalet, cahillik. Bunlar hep insanların sorumsuzlukları yüzünden ortaya çıkmaktadır. Yani buna varlık içinde yoklukta diyebiliriz. Örneğin; bugün birçok şehirde özellikle büyük şehirlerde belediyelerin meslek edindirme kursları mevcuttur. Özelliklede işsizlikten en çok şikayet edilen; İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehirlerde bu çok fazla. Bütün belediyeler nerdeyse bir meslek edindirme kurslarına sahiplar. Ama maalesef bizim gençler boş gezmeyi, küçük maceralar peşinde koşmayı, başka bir deyişle aylaklık yapmayı sanki çok seviyolar. İşte onlar ömürlerinin kıymetini bilemeyenlerdir. Bugün orta yaşı geçmiş ve gençliğini bile bile boş yere harcamış birine sorsanız aynı şeyleri söyler ve dünyaya bir daha gelsem şeklince cümleler kurar. Ama maalesef bu dünya bir kere yaşanabiliyor. Benim de bu konuda sadece konuştuğumu ya da yorum yaptığımı zannetmeyin. Ben elimden geldiği kadar gençlerin sosyalleşmesine katkıda bulunmaya çalışıyorum ve başarılı olduğumdan da eminim. Sizler de eğer varsa bazı alanlarda yetenekleriniz bunları ücret talep etmeden özellikle de gençlerle paylaşın. Emin olun bunun insana verdiği mutluluk alacağınız ücretten çok daha değerli… Yine de belirtmek isterim ki gençliğimiz gün geçtikçe umutsuzluğa doğru sürükleniyor. Yazık oluyor.
Çok yazık!!!
Hayatı bir şiir tadında yaşayanlar ya da yaşamak isteyenler. Tanık oldukları ya da yaşadıkları her acıya, mutluluğa, umuda, umutsuzluğa, geceye, gündüze, Ankara’ya, İstanbul’a, yaşadığı topraklara, belki duygularını ya da isyanlarını aktarabilenler. Şimdiye kadar yapmamış olabilirsiniz ama hiç sordunuz mu kendinize “Necip Fazıl demiş: Şair olunmaz, doğulur” tamam da siz ya şair doğduysanız…
Sık sık ziyaret ettiğim dizidizi.net sitesinde (ki kendileri yabancı dizileri konu edinmiş en iyi, en kaliteli sitedir) Cnbc-e ‘de yeni yılda yayınlanacak yeni dizilerinin haberini okumuştum. (ki en hızlı haber veren sitedir)
Cnbc-e ‘nin yeni yıl süprizleri süper, bu yıl yayınlanacak diziler:
Pushing Daisies
Terminator: The Sarah Connor Chronicles
The Starter Wife
Chuck
Breaking Bad
Gossip Girl
Moonlight
Ayrıca, 9 Ocak günü “Scrubs“un 7. sezonu saat 20:00′de ve hemen arkasından da “How I Met Your Mother“ın 3. sezonu saat 20:30′da izleyicileriyle buluşacakmış.
Bu dizileri internetten yabancı dizi sektörünü takip eden herkes duymuştur. Özellikle Terminator: The Sarah Connor Chronicles hakkında iyi bir reklam kampanyası yapıldığı için duymayan kalmamıştır. Cnbc-e ‘nin 2008′deki yeni dizilerinin hepsi güzel, hepsi iyi seçimler ama beni en çok sevindiren ise Pushing Daisies oldu.
Pushing Daisies ‘in konusu izlemeye değer gibi gözüküyor ve internette okuduğum yorumlara göre de izleyenlerin yazılarına göre boş bir dizi değilmiş. Ben ise bu diziyi dizidizi.net ‘teki tanıtımdan yola çıkarak biraz incelemek istiyorum.
Bu yeni drama, ilginç bir adam olan Ned’in yaşamını gözler önüne seriyor. (Başrol kahramanımızın adı Ned bakın bakalım tarihte Ned adında kaç film karakteri var.) İlginç derken o kadar ki, bu adam kendine has dokunma gücü ile ölüleri hayata döndürebiliyor. (Bu konu size pek yabancı gelmedi değil mi? The 4400) Ama ne var ki dokunduğu kişi sadece bir dakika hayatta kalabiliyor ve eğer olur da dokunulan kişi ölmezse ona yakın bir kişi ölüyor. Ned de bunun üzerine yeteneğini cinayetleri çözmek için kullanmaya karar veriyor. (Zeliha’nın Gözleri deeermişim) O ve yerel ajan Emerson katili bulmak için kurbanları tekrar hayata döndürüyorlar. (İşin içine cinayeti çözmek ve yerel ajan girince akla gelen diziler malum; CSI:NY , Cold Case) Buraya kadar herşey normal ve tıkırında. Ama Ned bir kızı -çocukluk aşkı Charlotte- ölümden geri döndürüp onun yaşamasına karar verince, işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor. (Bu bölüm ise biraz bana DejaVu filmini anımsattı.)
Bu aralar zaten The 4400 ve Heroes arasındaki benzerliklerden dolayı “-ulan bunlar bize aynı malı pişirip pişirip kakalıyorlar” diye düşünürken şimdi de komplike bir senaryo benzerliği ile huzurlarımıza Pushing Daisies geliyor. Konusu güzel, umarım iyi olur, güzel devam eder, yarıda bitmez.
Diğer merak edilen dizi ise Chuck.
Büyük bir alışveriş merkezinde, Nerd Herd adlı bir bilgisayar firmasının standında görev yapan Chuck’ın kızlardan ve sosyal ortamlardan uzak, oldukça sıkıcı bir hayatı vardır. Ancak günün birinde üniversiteden arkadaşı Bryce’ın kendisine gönderdiği bir e-posta ile Chuck’ın tüm hayatı bir anda değişir. Aldığı e-posta içinde ABD’deki CIA, NSA vb. tüm güvenlik birimlerinin ortak sırları, gizli bilgileri yer almaktadır. Bu bilgiler özel bir bilgisayar sitemine bağlıdır ve resim dosyalarının içine kodlanmış durumdadır. Chuck e-postayı açar açmaz bilgisayarının ekranda binlerce resim görünür ve o da bilinçsiz bir şekilde bunlara bakar. Ve bir şekilde resimlerin içindeki tüm bilgiler zihnine işlenir. e-postanın izini süren güvenlik birimleri Chuck’a ulaşır. Bilgisayarından e-posta ile gelen verileri almak isterler ama bunda başarısız olurlar. Artık tüm bilgiler için Chuck’a bağımlı durumdadırlar. Chuck, NSA ve CIA ile işbirliği yapmaya ve karşılaşılabilecek tehlikeli durumlarda onlara yardımcı olmaya karar verir.
Bu dizi eğer tutarsa mutlaka Türkiye’de de çakması yapılır, (Lost’un Türk versiyonu çekiliyor demişlerdi ne oldu ona?) buyrun benden de Türk versiyonu;
Capitol’de stand görevlisi Baran yedi kardeşine hem annelik hem babalık yapmaktadır. Geçim sıkıntısı yüzünden girdiği çıkmazdan kurtulmak için tam intiharı düşündüğü bir gün çalıştığı yere bir mektup gelir. Mektubu gönderen köyden arkadaşı Polat‘tır. Polat mektubunda gizli bir şive ile (beceriksiz aktörün doğu şivesinin yazı hali) köy ağasının tüm tapu kayıtları ve aşiretlerine bağlı köylerin tam listesi yazılıdır. Bu özel bilgilerin Baran‘ın eline geçtiğini öğrenen ağa Maho ise beylik silahını kapıp Capitol’ü basar. Baran mektubu geri vermez ve mağaza müdürü sosyetenin ünlü isimlerinden Şükriye Gandalf ile zorla evlendirilmek zorunda kalır. Şükriye‘nin ailesi bu duruma karşı çıkar ama babasının şirketine TMSF el koyar (Sevgili Dünürüm) bu sırada Baran ile Şükriye bir oyun oynarlar (Zoraki Koca) ardından Baran‘ın Sabiha Gökçen Havaalanında çalışan kız kardeşinin (Havalimanı) kaçırılma haberini alır. Ama dertler yakasını bırakmıyordur Selena‘nın yaptığı büyülerden nevri dönen Baran çareyi Arka Sokaklar‘da arar ama güz ayrılık taşıdığı (El Gibi) için Kuzey Rüzgarı‘nda üşütür kendini ve hasta olur sonunda yakalanır hapse girer (Parmaklıklar Ardında) bunun karşısında çok üzülen dedesi (Sessiz Gemiler) dayanamaz ve ölür. Dizi de yayından kaldırılır. Gaydırı Guppak Cemilem Tey Tey Tey